1 Ekim 2015 Perşembe

Atık boş şişelerden neler yapılır .

Evinizde biten bidon ve şişelerden çeşitli aparatlar yapıp hayatınızı kolaylaştırabilirsiniz .Sabunluk ,süngerlik,
çanta ,alet erdavatınızı koyacak çantalar yapabilirsiniz .




   
       
           

Aspirinin faydaları

ASpirin dünyanın en çok bilinen 2, markasıymış. Birincisi Coca Cola. Ülkemizde köy bakkallarında bile kolayca bulunan aspirin ağrı kesmek dışında kan sulandırmadan doğum kontrolüne kadar her alanda kullanılmış:) Kanı sulandırdığı tıp dünyası tarafından kabul edilmiş ,dogum kontrolu kanıtlanmış degil denemeyin Nerden çıktı bu aspirin konusu sabah gazete okurken gördüm, şampuanın içine atılan 2 – 3 aspirin saçda kepeklenmeyi önlüyormuş, çok ilginç deneyeceğim bunu Kaan’ın kepek sorunu var..Sonra aspirin sert turşuları yumuşatmak için kullanılıyormuş, tatlılara kullandığımız seker şerbetinin içine atılan 1 aspirin kristalize olmasını önlüyormuş, Şişe domatı yapanlar da aspirin kullanıyor , sivilclere karşı yapılan maskelere de kullanılıyor..daha başka..aklıma gelmedi bunlar hep duyum miş muş.. fakat benim bizzat şahit olduğum bir durum var ki .. Kızımın yüzünde düz siğilleri vardı , çok belirgin değildi ama canını çok sıkıyordu üstelik ne kadar elleme dokunma denilse de dağılmaya devam etti önce kremle tedavi sonra geçmezse yakarız dedi doktor…öyle de oldu pek çoğu bu şekilde bertaraf edildi ama bir kaç tane kalmış, bu işlemlerde uzun ve ağrılı üstelik iz bırakıyor birisi aspirini 2 damla suyla ez pamuklu çubukla sadece o siğillerin üzerine sür bırak kurusun sabaha kadar dokunmayın dedi aynen yaptık ve mucize gibi kayboldular üstelik hiç iz kalmadı..Aspirini herkes farklı kullanıyor ama ateşli çocuklarda kesinlikle kullanmamak gerek çok azda olsa aspirine alrejisi olan insanlar da var..tedbirli olmakta fayda var..

http://www.annekaz.com/aspirinin-faydalari.html

Bedenin dili ağrılar


Günlük hayatımızdaki ağrılar neyin belirtisidir .?

Son yıllarda bilgisayarın hayatımıza daha fazla girmesi nedeniyle özellikle genç ve orta yaştaki kişilerde sırt ağrıları sıklıkla görülmektedir. Genellikle sırt bölgesindeki kaslarda, ağrının basınçla tetiklendiği rahatsızlık, daha çok masa başı çalışan kişileri etkilemektedir. Yaygın vücut ağrısı özellikle sırt bölgesinde ağrı yapıyor Kadın hastalarda daha sık görülen yumuşak doku romatizması (fibromiyalji) boyun ile sırt bölgesi başta olmak üzere yaygın vücut ağrısına neden olmaktadır. Sırt fıtığı da ağrı nedenidir. Boyun ve bel fıtığına göre daha seyrektir. Daha çok sırtın alt bölgesinde görülmektedir. Omurga eğriliği sırt ağrısıyla karışmasın Çocukluk ve genç erişkinlik dönemlerinde omurganın üç boyutta eğrilmesi olarak adlandırılan “skolyoz” sırt ağrısıyla kendini belli etmektedir. Bu sırt ağrıları hareketle artan, dinlenmeyle geçen özelliktedir. Gece başlayan sırt ağrılarına dikkat etmek gerekiyor Yaşlı ve kadın hastalarda kemik erimesi (osteoporoz), sırt kemiklerinde kırılmalar ve sırt ağrısına neden olmaktadır. Omurgaları tutan omurga tümörleri gibi hastalıklar da sırt ağrısına neden olabilir. Bu nedenle; ağrı gece başlıyorsa, sürekli ya da şiddetliyse ve hastada kilo kaybı varsa zaman kaybetmeden doktora başvurmak gerekmektedir. Romatizmal hastalıkların belirtisi olabilir Kürek kemiğine vuran sırt ağrıları kalp krizinin belirtisi olabilir. Gece uykudan uyandıracak şiddetteki ağrılar (romatizmal hastalıklar), eklem şişmeleri gibi şikayetler de sırt ağrısına neden olmaktadır. Zona hastalığının belirtisi sırt ağrısı olabilir Sinir uçlarında iltihaplanması sonucu ortaya çıkan zona hastalığı hiçbir belirti vermeden sırt ağrısıyla kendini gösterebilir. Tüm bunlarla birlikte, kilo ve boy endeksine göre göğüsleri büyük olan kadınlarda da sırt ağrısı görülebilmektedir. Uzun süren sırt ağrıları mutlaka araştırılmalı Sırt ağrısının altı aydan fazla devam etmesi, sırtta bir yaralanma veya zedelenme meydana gelmesi ya da doktorun başka bir rahatsızlıktan şüphelenmesi halinde gerekli tetkiklerin yapılması önemlidir. Sırt ağrısının araştırılmasında; kan tahlili, ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi veya MR gibi görüntüleme tetkiklerinin yapılması gerekmektedir. Kas incinmesine bağlı sırt ağrılarının çoğu birkaç günde kendiliğinden geçer. Ağrıyı azaltmak için ağrı kesici veya kas gevşetici ilaçlar kullanılabilir. Sırt ağrısı farklı diğer hastalıklardan kaynaklanıyorsa ağrıya sebep olan rahatsızlığın tedavi edilmesi gerekir. Sırt ağrısından korunma önerileri  Stresten kaçınmak, kilo vermek, sırt ve karın kaslarını güçlendirmek için egzersiz yapmak, ani hareketlerden veya kas zorlamalarından kaçınılmak önemlidir. Sırtüstü yüzmek, yoga, pilates gibi spor aktiviteleri özellikle sırt ağrısı çekenler için yararlı olacaktır.  Güneş, deniz, sıcak kum ve kaplıcalar çok faydalıdır. Soğuktan mümkün olduğunca korunulmalıdır. kayn. milliyet.com.tr/sirt-agrilari-hastalik-belirtisi-olabilir--pembenar-detay-genelsaglik-1647704/ Unutmayın insan en iyi doktoru kendisidir , doktora gitmeden , kendinizi tedavi etmeye kalkmayın, hastalığınızı öğrenin ,çok geç kalmadan tedaviye başlayın .

Sanal seyahat

Makaleler Hakkında Duyurmak HABERLEr Blog Benim Site













Örgü Modeller
El İşi Oyuncaklar Danteller Şal yapımı dantel yatak ört Hobiler
 
tekstilde püf saglıklı yaşam sigara kokusu kaplıca termal saç dökülmes Çocuklar neden hasta ?  

cocuk-ve-doga-1-1024x690.jpg   

Kendin olmak,oldugu gibi yaşamak

 kaplicam.over-blog.com

Bir grup kariyer yolunda ilerleyen yeni mezun, eski üniversitelerindeki profesörlerini

ziyaret için bir araya gelirler. Sohbet, sonunda işin ve hayatın stresinden şikâyetleşmeye  döner.

KAPLICA(dhavlos)K.K.T.C


 


 Kaplıca köyüne ,
1974 e kadar adı Dhavlos Tu ,1974 'te Türkiye 'den göçmenlerin gelmesi ile adını
denizden çıkan sudan aldıgı söylenir,
aslında bana kalırsa sahilde bulunan bir otelin banyoloarı olan yerin varlıgından bu-
ranın ılıca oldugunu düşünerek
kaplıca adını vermişler.

Kartpostal?

    KART POSTAL KART YAPIMI 
Kart yapında ve şimdiki durumu
Sanal alemde aldıgımız kartpostallar eskiden aldıgımız , gerçek kartposttalların yerini almıyor degil mi.. Çünkü burda herşey alınır ve çabucak tüketilir...AmA düşünün burdan gerçek bir kart alıp yollamak istemezmisiniz, sevdiginiz insanların kapısına bir postacının gidip size mektup var demesini ve sevdiginiz insanın eline geçen kartı görüp sevinmesini istemezmisiniz... Çok para harcayıp hediye almaktansa onu hatırladıgınızı böyle göstermek istemezmisiniz... Üstelik elle yazılmış olmasına ne dersiniz.. ?

       

Çok beğeni alan ve sevilen nefis bir tarif; Lamingtons Tarifi
http://www.nefisyemektarifleri.com/lamingtons-tarifi/
Bu yemek sitesi oldukça pratik ve evde bulunan gıdalarla kolayca yemek ,tatlı tuzlu degişik tarifler bulunmakta..
 
a Nefis Yemek Tarifleri
Tarifi bize ulaştıran Melisa Hanım verdiği isimle; Milföyius 
http://www.nefisyemektarifleri.com/milfoyius/
  linke tıklarsanız birçok tarife erişirsiniz....

Vizyondaki Sinema, salonlarındaki filmler . haftalık yeni çıkan filmleri veya gelecek
sinema filmlerini gösteriyor.



Türkiye Süper Ligi Maç Sonuçlarının ve diğer büyük liglerin maç sonuçlarının, ligde
maçlar kaç kaç bitmiş ve gelecek haftaki maç programı.

27 Ekim 2009 Salı

RESİMLER DÜNYASI

-->




-->


-->


-->

-->


















-->

RESİMLERİन DÜNYASI







8 Mart 2009 Pazar

seyahattır ömür


                                                             GÖNÜL ALEMİ



Dünya bir sırdır, gönülde,fikirde ,ne varsa yürekte ,dökülür inciler gibi kelimelere...
şiiirler hikayeler
                                                           ZOR ZAMANLARDA

Gönül seni neylerem, hangi diyarlarda seyrelerem,GÖNÜL ALEMİ


TURNAM BENİDE AL YANINA


ÖTELERDE BIRAKTIĞIM YERLERE,,,,,

BULUTLARLA YOLDAŞ OL DA GİTTİĞİN YERLERE

YAĞMUR OL,HAYAL OL,UMUD OL,,

KADER GÖTÜRDÜĞÜ YER UZAK KIŞ DİYARI,

SEN GEL EMİ TURNAM

BAŞIMI ALIP BURALARA YERLEŞEM,MESKEN EDİNEMM,

BİR LAHZA, BEYAZ TAŞA GURBETTE ÖLDÜ DİYENE KADAR,

SELAM ET TURNAM GEÇTİĞİN O YERE ,KANADININ ALTINDAKİ

HATIRALARAAAAAAA,

TURNAM YANLIZ GİTME ,YANLIZLIK KÖTÜ

AVCILAR VURMASIN SENİ GİTTİĞİN DİYARLARDA

SELAM ET TURNAM SELAM ET BENDEN GİDENLERE

TOPRAGA KARIŞANLARA,KARIŞMAYANLARA SELAM ET 

Gönül alemi adını vermemin yegane sebebi,bu duyguları yaşatan yegane iç alemi olması ve insanların duygularını kalbiyle yani gönlüyle hissetmesidir .Aslında gönül veciz bir söz mantığa bakarsan,bir organ asıl işi yapan beynimiz ama biz kalbimizi sevgiye yer gösterdik çünkü o olmadan yaşam olmuyor en önemli organımız olarak onu görüyoruz,halbuki beynimize bir şey olsa o manevi hissi duymayacak belkide algılamayacağız . Benim düşüncem , hislerimizi en değerli yerimizde olmasını ruhumuza en saklı yer olarak gösteriyoruz , hayatı atan kalp bitmesiyle de bitiyor diyoruz ve düşünüyoruz .. Halbuki Rabbimiz "hiç bir yere sığmadım da kulumun kalbine sığdım diyor , kalbin önemi ortaya çıkıyor  ...



müzik - meftun oldum yar - ask - ayrılık - sevgi - siir - yar
Küçük ellerini pantolon cebine sokup , ısınmaya çalıştı. Elleri hep üşüyordu, keşke babası biraz daha para kazanabilse ona bir ceket alabilseydi. Yavaşça eve doğru yürümeye başladı bugün arkadaşlarının kürklü kapişonlu ceketlerine imrenerek bakmıştı. Şu burnuda akmasa ne iyi olurdu. hep akıyordu ve onla dalga geçiyorlardı, mendili bile yoktu bir bez parçası bulmuştu onuda heryerde çekemiyordu. Sanki herkes onun bu yokluğunla alay ediyordu . Gözleri dolmuş , gökyüzüne doğru baktı . Annesi ellerini hep yukarı açar dua ederdi. Kimle konuşurdu dua neydi bilmezdi, ama birşeyler istendiğini biliyordu, ellerini açtı , Annem senden istiyor , bende istiyorum ,bana bir ceket, birde evimize odun yolla neolursun dedi. Aynı annesi gibi yüzüne ellerini sürüp yola devam etti. Yarım saat yürüdü sonderece üşümüştü , eve gelince koştu , hemen kapıyı tekmeledi ,annesi açtı ,kapıyı açarken içeriiden bir sıcaklık hissetti '' gelsene yavrum donmuşun,'' annesinin sıcak elleri onu sarmalamıştı ne olduğunu anlamadı kendini yerde buldu. Gözlerini açtığında annesinin endişeli gözleriyle karşılaştı, gülümsedi ısınmıştı,artık üşümüyordu. Babasıda yanındaydı elinde birşey vardı ,'' bak bunu görüyormusun ,bunuda sana aldım'' ceket vardı elinde hemde arkadaşlarının kinden ve beslenme çantası . Hemen kalktı sevinçten babasına sarıldı , ağlıyordu, üşümeyecekti artık. Babasını işe almıştı iyilik sever bir amca ve zekatını vermişti. Birde eve kömür yollamışlardı. Hemen ellerini açtı '' TEŞŞEKKÜR EDERİM''.......Minik kalbi okadar sevinçle dolmuştuki ...

AKŞAM SEFASI
Akşam sefasının kokusu okadar güzelki . Her akşam bu güzel kokulu agacın yanında oturmak ve o güzel kokuyu teneffüss etmek , bana verilen güzelliklerden biri. Sonra gecenin yıldızları çıkmaya başlıyor , ve dolun ay' da misafir oluyor, geceye. Aklımıza hiç gelmeyen kelimeler beynime bu güzelliklerin sahibini diüşündürmeye başlıyor. Parlak yıldızların her biri sanki herbirimiz kimi parlak kimi sönük... Havada sovumaya başladı ,artık sonbaharın etkisiyle gece yavaş yavaş değişmeye başlıyor. O güzel kokuyu içime çekip , çiçege yaklaşıp onla sohbet ediyorum ( tek taraflı ) ondan ayrılırken sahibine şükrettim.
HATIRLARMISIN
BU DÜNYANIN HER CANLI İÇİN SON OLDUĞUNU,
ŞU GÖZLER GÖRMEDİ Mİ?
BÜTÜN CANLILARIN SON NEFESİNİ VERİŞİNİ,
ŞU KULAKLAR DUYMADI MI?

BİZİ BAĞLAYAN SEVGİLERİN, HER ZERRESİ,
KALPLERDE ERİYİP SOLDUĞUNU, HİSSETMEDİN Mİ?
SON HATIRASIN SEN, BİR BABANIN,
HIÇKIRMAK FAYDA ETMEZ, SON ANIN..

KÜÇÜK BİR ÇOCUĞUN HIÇKIRIKLARINI, HATIRLARMISIN,
DUMANLI GÖZLERİNDE Kİ ISTIRABI, ANIMSARMISIN.
GECELER BOYU AĞLADIĞINI , O'NA BAKAMADIĞINI
SON ANIN YAKLAŞTIĞINI, HATIRLARMISIN...

GÜNLER Mİ, KISALDI,GECELERMİ?
SARMIŞ ZEHİR HER TARFINI, KIVRANIP DURUR NİYE?!!!
AYRILIK VAKTİ GELDİĞİNDE,
İLK DEFA SARMIŞTI SENİ O KARANLIK ÖZLEM...

ŞEVKATİYLE SARMAK İSTEYİŞİNİ,
SON KEZ ANLADIĞINDA GİDECEGİNİ, O AN,
KARARAN GÖZLER SÖNERKEN O SON GÜLÜMSEMEYİ...
EVLADINA, HATIRLARMISIN....
SON HATIRAN

İlgili aramalar:


MEFTUNUM YAR

AŞKIM, AŞKIM SANA SESLENİYORUM, NERDESİN
GÖNLÜM ,SENSİZ, YANGINLARDA ,YANIYORUM
DÜNYA DENİLEN BU HANDA, BUNALIYORUM
HASRETİM, SANA HASRETİM ANLA YARR..
AŞKIM, AŞKIM NEREDESİN, ÜŞÜYORUM BU RÜYADA
DERTLER HEP COŞMUŞ, ÜSTÜME GELİYOR
SENSİZLİK BAĞRIMI YAKMIŞ, YANIYORUM KORLARDA.
HASRETİM SANA HASRETİM ANLASANA

CANIM YANIYOR ,SENSİZLİK ÖYLESİNE ZORKİ,
HERŞEYİ ÖNÜME SERDİN AMA SEN HERYERDEYKEN
SENSİZLİK İÇİNDE KAYBOLDUM,KAYBOLDUM

GÖZLERİMİ YUMUNCA SENLE KONUŞUYORUM
DERTLERİM DEPREŞİYOR,SANA AÇILIYORUM
BANA ÖYLESİNE YAKINSINKİ,ANLATAMIYORUM
HANİ KANATLI KUŞLARIN VARYA UÇARLAR,
SESSİZCE KAYBOLURLAR, UFKA DOĞRU
DOLUP TAŞAN NEHİRDEN YAŞLAR YAA

ÖZLEDİM, ÖZLEDİM ,MEFTUNUN OLDUM YAR
BU UZUN YOLCUKLUK BİTMEZ YAR...
YAR, GÖNLÜMÜN SAHİBİ,SENİ ÖZLEDİM
SENİ ÇOK SEVİYORUM AMA ÇOK .........


GÖÇMEN KUŞLAR
Yolun başında durmuş gelip geçene bakıyordu. Ağarmış sakallarını sıvazlayıp duruyordu . Başında ki kalpagını düzeltip yeniden karşıdaki denize bakmaya devam ediyordu. Torunu yanda çakıl taşlarıyla oynarken yanına eski arkadaşı Mehmet geldi. Selamlaştılar oda yanına oturdu, eskiden olan hikayeleri tekrar yad etmeye başladılar. Küçük torunu onlara baktı derinden sohbete daldılar , onu unutmuş gibiydiler, yavaşça denizi daha iyi seyredebilmek için uçuruma doğru yaklaştı büyük kayalardan aşağı ayakları sarkıttı, yere oturdu,elindeki çakıl taşlarını atmaya başladı.Gözlerini denizden alamıyor ve gökyüzündeki kuşları seyretmeye başladı "v" şeklini almışlardı güneye doğru uçuyordular."Dedesi göçmen kuşların güneye sıcak memleketlere gittiğini söylemişti". Çocuk düşme tehlikesini fark etmediği için dedesinin yaşadığı korkuyu yüzünde göremedi,belinden geriye çekildiğini hissetti."Yavrum sen ne yapıyorsun ! düşersin buradan, derken sesi titriyordu , yaşlı adamın. Torununa sımsıkı sarıldı,gözlerinde şevkatle sarıldı. Onu bankın yanına götürdü, "sende uçup gidecektin göçmen kuşlar gibi.." derken onu oturttu ve yanına oturdu. Derin bir soluk aldı, "Sakın bir daha oturma ve fazla yaklaşma tamam mı, söz ver bakim bana " dedi ve gözlerinin içine baktı.Dedesinin gözlerini çok seviyordu ona şevkatle bakıyorlardı. Onu üzmemek için hemencecik" Tamam dedecim söz! dedi. Dedesi durdu ve her zaman yaptığı gibi anlatmaya başladı . Mehmet amcada onlarla oturmuş Hüseyin dedeyi dinlemeyi başladı. "Birzamanlar bizim memlekette senin gibi küçük bir kız vardı,bu küçük kızın babasını arkadaşı ,öfke sonucu yaraladı ve kısa zamanda öldü. Küçük kızın babası ölünce kardeşiyle iyice yetim kaldılar . Anneleri tekrar evlendi ama babasız olmuyor işte. Dedesi onu koruyup kolluyormuş ama o yavrucak ta baba özlemi çokmuş. Çünkü babasızlığı hep karşısına çıkıyormuş. İtilip kakılıyormuş, fakirlik bir yandan zor bir yaşamları varmış. Küçük kız çok sıkıldığı zamanlarda böyle yüksekçe yerlere gider kenarına oturup ağlarmış. Sanki orada tüm sıkıntıları gidermiş. Böylece seneler geçip giderken kızımız büyüdü, ama o hep kayalığa gelip oturur gökyüzüne bakarmış sanki bir haber alacakmış gibi.. Bir gün gökyüzünde göçmen kuşlar belirmiş yine güneye göç ediyorlarmış kızımız ne görmüşse koşarak köye gelmiş, bizlere buradan hepimiz gideceğiz güneye diye söylemeye başladı. Hepimiz güldük tabi. Çok geçmedi muhtar bize devlet aracılığı ile (K) a göçmen olarak gitmek isteyenlerin yazılması gerektiğini söyledi. Bizde o fakirlikten kurtuluruz diye göçmen olarak yazıldık . Çok azımız kaldı geride. Bizde göçmen kuşlar gibi güneye göç ettik. Yıllardır da burdayız yavrucum. O kız caz da geldi kocaman bir ailesi oldu ve yavruları göçmen kuşlar gibi dağıldı yaz oldu mu ona geri geliyorlar. şimdilerde o fakir kız çok zengin kendine yeten biri. Dedi ve durdu yine gözlerinde yaşlar belirmiş ti . "Dede cim neden ağladın " torunu da hislenmişti ağlamasına dayanmadı. Parmak ucuyla göz yaşlarını silmeye çalıştı dedesinin."O ölen benim güzel oğlumdu , hafızım dı, o kız da torunum du." " Çok özledim memleketi ve " dedi gerisi gelmedi. "Biz zaten bu dünyaya misafir gelmedik mi , az kaldı zaten kavuşuruz gidenlerin ardından. Yerlerinden kalktılar ve köylerine doğru giderlerken denizin üstünden göçmen kuşlar güneye doğru ilerliyorlardı.


HATIRAMI ALDA GİT
Yaşama umutla saklanan bi sır gibi,

Kapattıık kapıları manasızca yarına,

Gönlümüzün gözünü çıkartık manasızca,

Sevinçleride gömdük geriye umutlarıda

YALNIZLAR
Hep yanlızlar kervanında

Hayaller peşinde koşanlar

Kalabalık içinde kaybolan

Yanlızlar var ya..

YUSUF PETER BLADEN

Nasıralı İsa’yı beklerken, Tokatlı Dursun geldi!



Bir Türk’le tanıştı, hayatı değişti. Müslüman oldu. Avustralya’dan göçüp Türkiye’ye yerleşti. Kazıklandı. Tehdit edildi. Parası gasp edildi. Ülkeden kovuldu. Sonunda kanser oldu. Hâlâ İslâm’ı ve Türkler’i çok seviyor. Altı aylık ömrü kaldı. Menemen yiyebilmek ve Tokat’ta ölmek istiyor


--------------------------------------------------------------------------------

Adı Peter Bladen. İkinci Dünya Savaşı gazisi, şair, yazar. Hayatı boyunca domuz eti yememiş, alkol ve sigarayı ağzına almamış. Hiç evlenmemiş. Hiç ölmeyecekmiş gibi çalışan ama yarın Hz. İsa gelecekmiş gibi ahirete hazırlanan dini bütün bir Avustralyalı Hıristiyan.

Barselona’da 12 Temmuz 1976’da saat 05:00’te bir Türk’le tanıştı ve hayatı değişti. Uşaklı Lütfi Öge isimli bu Türk’ten İslamiyet’i öğrendi. 1983 yılında Melbourne’daki Türk konsolosluğuna giderek Müslüman oldu. Burada Yusuf adını aldı. “O benim oğlum, çocukları da torunum” dediği Öge ailesinin Avustralya’ya gitmesi için yardımcı oldu. Öge ailesi, Avustralya’ya yerleşerek yaşamaya başlar.

İlk Türk kazığı!

Mr. Bladen ise, Türkiye’ye gelir. Sokaktaki insanımıza âşık olur ve burada yaşamaya karar verir. İstanbul Maltepe’de çok sevdiği bir sokakta ev sahibi olmak ister. Önceden tanıştığı dini bütün bir aileden yardımcı olmalarını rica eder. Ordulu temiz bir ailenin biri öğretmen diğeri Taksim Meydanı’ndaki ünlü bir otelde şef olan oğulları Mr. Bladen’in yardımına koşar (!). Bladen, üç katlı bir ev beğenilir ve o zamanın parasıyla 8 milyon lirayı (bugünün 22 bin doları) teslim eder. Ancak sıra tapuyu almaya geldiğinde işin rengi ortaya çıkar. Tapuda Mr. Bladen’in adı yoktur. Dolandırıldığını anlayan Bladen itiraz eder. Bunun üzerine iyiliksever (!) insanlar bir notere giderek, Mr. Bladen’e aldıkları parayı 10 yılda geri ödeyeceklerini gösteren bir belge imzalarlar. Hem de Türk Lirası olarak... Üstelik bu belgeye sekiz yerine dört milyon yazdırırlar.

Garip Avusturyalı’ya evde yaşayabileceği söylenir ama terk edip gitmesi için de tacizler başlar. Bunun için emniyetteki tanıdıklarını da kullanırlar. Müslüman Yusuf, tam bir hapis hayatı yaşamaya başlar. Kimselerle görüşmesine izin verilmez. Bu sırada Kardeşler isimli hayat hikayesini anlattığı kitabın yarısına geldiğinde ağır hastalanır. Üzüntüsünden kahrolan Yusuf, 12 Mayıs 1987 gecesi öleceğini zanneder. Aynı gece kahverengi bir el kendisine bir meyve ikram eder ve bir ses bu meyveyi yemesini ister. Yusuf, meyveyi yer ve o esrarengiz gecenin sabahında sağlıklı bir şekilde uyanır.

Ancak Yusuf’un o evdeki çileli hayatı değişmez. Beş vakit namaz kılan iyiliksever (!) oğulların annesi Yusuf’a yapılanlara çok üzülür. Bir gözü kör olur, bir eli de felç. Zavallı kadın “Bu ev şeytan dolu” diyerek evi terk eder.

Hızır Aleyhisselam’ın kendisine sürekli yardımcı olduğuna inanan Yusuf, yine sıkıntılı bir gece ilginç bir rüya görür. Koca İstanbul’da beş parasız kalan Yusuf rüyasında ertesi gün iyi bir insanla karşılaşacağını görür. Başına gelecek iyi veya kötü olayları önceden hep rüyasında görebilen Yusuf bu rüyaya inanır. Ertesi gün gerçekten kader Yusuf’la o iyi insanın yollarını Maltepe’de bir camide kesiştirir. Yusuf, tek kelime İngilizce bilmeyen gemi işçisi olan Tokatlı Dursun ile hemen dost olur. Dursun Oğlakçı isimli genç, Yusuf’un başına gelenleri öğrenince kitaplarını da alarak onu doğru Tokat’ın Üçgöl köyüne götürür. Bu katıksız aile Mr. Bladen’e kapılarını sonuna kadar açar. Dursun ve ailesi, ona çok iyi bakar. Aileden biri olarak kabul eder. Bu temiz insanların davranışından çok etkilenen Bladen, ölene kadar burada yaşamaya karar verir. Bladen artık köyün Yusuf Dede’sidir.

Tokatlı Peter!

Yusuf Dede, gerçek İslam’ı 10 yıl yaşadığı bu küçük köyde hiç dilini bilmediği insanlardan öğrenmiş. Saf Anadolu insanını burada tanımış. Fakat ev olayında Yusuf Dede’yi kazıklayan insanlar onu burada da bulmuşlar. Bu sefer de Yusuf Dede’nin tarihi eser kaçakçısı olduğunu, yanındaki eski paraları da Tokat Müzesi’nden çaldığını iddia etmişler. Sözkonusu kişilerin emniyetteki tanıdıkları sayesinde Yusuf Dede gözaltına alınır. Tokat’a girişi yasaklanır. Sürgün hayatı yaşayan Yusuf Dede, Amasya’ya gider. Tokatlı Dursun onu yine yalnız bırakmaz ve birlikte giderler. İki yıl süren gözetim süresinden sonra eski paraların hiçbir değerinin olmadığı anlaşılır ve Yusuf Dede beraat eder. Ancak yine de tacizler devam eder. Emniyetteki malum kişiler yurtdışına çık baskısı yaparlar. Yusuf Dede çaresiz ülkeyi terk eder.

Yusuf Dede, tüm bu olanlara rağmen hâlâ iyi şeyler düşünebiliyor. “Herkesten nefret ederek Allah’a yaklaşamazsınız” diyen Yusuf Dede, Türkiye’ye İslamî bir hayat yaşamak için geldiğini, yaşadıklarının da bir imtihan olduğunu söylüyor. “Nereye gidersen git Türkiye’de sana rahat yok!” diye tehdit eden Maltepe’deki insanlar için de kötü düşünmüyor. Aksine onlar için üzülüyor.

Evini ve parasını kaybeden Yusuf Dede, Şeyh Nazım Kıbrizi’ye ulaşır ve durumunu anlatır. Kıbrizi’nin cemaati sayesinde Yusuf Dede, Londra’da ve Kıbrıs’ta yaşar. Aynı cemaatin Michigan’daki dergahında çalışır. Sonra Nakşibendilerle tanışır. İslâmî bilgilerinin çoğunu bu cemaatte öğrenir. Fethullah Gülen âşığı olan Yusuf Dede, onunla yıllar önce New York’ta, cami çıkışında karşılaşmış. Yusuf Dede’yi hem kitaplarından dolayı hem de kimliğinden dolayı dünyanın dörtbir yanındaki Türk cemaatler tanıyor. Her kıtadan dostları var. Yenilikçiler’in lideri Recep Tayyip Erdoğan’ı bile tanıyor. New York’ta karşılaşmışlar.

Yusuf Dede, yurt içi ve yurt dışındaki cemaatlerin yanı sıra Türkiye’yi de çok iyi tanıyor. Gezmediği yer kalmamış. Türkiye ve tarihi hakkında bir kitabı var. Mimar Sinan isimli bir piyesi var. Eserin bir kopyası Mimar Sinan Üniversitesi’nde, diğeri ise Avustralya Milli Kütüphanesi’nde. Nasrettin Hoca ile ilgili de bir müzikal komedi yazmış. Rize’den çok dostu var. Çanakkale’de 18 ay yaşamış. En büyük ideali, Çanakkale Savaşı’nda şehit olan Türk ve Anzak askerlerin anısına Türk—Anzak ibadethanesi yaptırmak. Ancak buna ömrü yetmeyecek. Çünkü Yusuf Dede, pankreas kanseri. Avustralya Gazi Hastanesi’nde tedavi gören Yusuf Dede’ye doktorlar 6 ay ile bir yıl arasında ömür biçmişler.

79 yaşındaki Yusuf Dede’nin hikayesi elbette bu kadar değil ama uçağı kalkana kadar ancak bunları konuşabildik. Türkiye’yi o kadar seviyor ki, İstanbul’da yanında kaldığı aile hastalığın tüm görünen belirtilerinin kaybolduğunu söylüyor. Yusuf Dede’yi, tedavi görmek üzere Avustralya’ya uğurladık. Ama o kısmet olursa yeniden dönmek istiyor. Çünkü onun son isteği Üçgöl Köyü’nde menemen yiyebilmek ve burada ölmek...

Yusuf dedemin bu hikayesini aksiyon dergisinden alıntı yaptım. Kendisi de bizim dedemizdi, garip geldi garip gitmişti..O nun herzaman o güzel gülen gözleriyle tebessümü aklımda kalacak....Yüreginin güzelliği hep yüzüne yansırdı. İmanın hakikatine ermiş ve yaşamış ve yaşadıklarını yazmış duygusal birde yazardı, şairdi...keşke dilini iyi bilipte yazdıklarında tercüme edebilseydik...Allah rahmet eylesin Yusuf dede....

Sedef Çiçeği

27/08/2007


Mahkeme salonunda, seksenlerindeki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı. Adam inatçı bakışlarla suskun, Ninenin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözleri ve keskin çizgileriyle bıkkın bakışları süzüyordu etrafını...

Ve Hakimin tokmak sesiyle sustu uğultu ve tok sesiyle, sözü yaşlı kadına verdi, hakim...

- "Anlat teyze neden boşanmak istiyorsun...?"

Yaşlı kadın derin bir nefes çektikten sonra baş örtüsüyle ağzını aralayıp, kısılmış sesiyle konuşmaya başladı...

- "Bu herif yetti gayri, 50 yıldır bezdirdi hayattan..."

Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu mahkeme salonunda... Sessizlik bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu, kim bilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmış 50 yılın ardından... Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı, kadın neler diyecekti. Herkes onu dinliyordu.. Yaşlı kadının gözleri doldu... Ve devam etti...

- "Bizim bir sedef çiçeği vardı, çok sevdiğim... O bilmez... 50 yıl önceydi... O çiçeği bana verdiği çiçeklerin arasından kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım, öyle büyüttüm.. Yavrumuz olmadı, onları yavrum bildim... Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman adak adadım... Her gece güneş açmadan önce bir tas suyla sulayacağım onu diye... İyi gelirmiş dedilerdi...

50 yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp bir kere de bu çiçeği ben sulayayım demedi... Ta ki geçen geceye kadar... O gece takatim kesilmiş.. Uyuyakalmışım... Ben böyle bir adamla 50 yıl geçirdim... Hayatımı, umudumu her şeyimi verdim... Ondan hiç bir şey göremedim.. Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden birisini yapmasını bekledim.... Onsuz daha iyiyim, yemin ederim."

Hakim, yaşlı adama dönerek;

- "Diyeceğin bir şey var mı baba" dedi.

Yaşlı adam bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle hakime yöneldi.

- "Askerliğimi, reisicumhur köşkünde bahçıvan olarak yaptım, o bahçenin görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim... Fadime'mi de orada tanıdım... Sedefleri de... Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim... O çiçeklerle doludur bahçesi... Kokusuna taptığım perişan eder yüreğimi...

İlk evlendiğimiz günlerin birinde boyun ağrısından onu hekime götürdüm... Hekim çok uzun süre uyanmadan yatarsa boynundaki kireç sertleşir, kötüleşir dedi.. Her gece uykusunu bölüp, uyansın, gezinsin dedi... Hekimi pek dinlemedi, bizim hatun... Lafım geçmedi... O günlerde tesadüf bu çiçek kurudu... Ben ona gece sularsan geçer dedim.. Adak dilettim... Her gece onu uyandırdım. Ve onu seyrettim... O sevdiğim kadının yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim... Her gece o çiçek ben oldum... Sanki... Ona bu yüzden tapabilirdim..." dedi adam o yaştaki bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle...

- "Her gece O yattıktan sonra uyandım... Saksıdaki suyu boşalttım... Sedef gece sulanmayı sevmez, hakim bey.. Geçen gece de... Yaşlılık.. Ben de uyanamadım.. Uyandıramadım... Çiçek susuz kalırdı amma, kadınımın boynu yine azabilirdi... Suçlandım.. Sesimi çıkartamadım..."

O an Mahkeme salonunda her şey sustu...

Ertesi sabah gazeteler "Sedef susuz kaldı" diye yine yalnızca neticeyi haber yaptılar. KIRIK AMBARDAN ALINTI

Gelen Misafirler