10 Mayıs 2018 Perşembe

Bir demet edebiyat

  • n836164443 964 498 9496


ZOR ZAMANLARDA
Küçük ellerini pantolon cebine sokup , ısınmaya çalıştı. Elleri hep üşüyordu, keşke babası biraz daha para kazanabilse ona bir ceket alabilseydi. Yavaşça eve doğru yürümeye başladı bugün arkadaşlarının kürklü kapişonlu ceketlerine imrenerek bakmıştı. Şu burnuda akmasa ne iyi olurdu... hep akıyordu ve onla dalga geçiyorlardı, mendili bile yoktu bir bez parçası bulmuştu onuda heryerde çekemiyordu. Sanki herkes onun bu yokluğunla alay ediyordu . Gözleri dolmuş , gökyüzüne doğru baktı . Annesi ellerini hep yukarı açar dua ederdi. Kimle konuşurdu dua neydi bilmezdi, ama birşeyler istendiğini biliyordu, ellerini açtı , Annem senden istiyor , bende istiyorum ,bana bir ceket, birde evimize odun yolla neolursun dedi. Aynı annesi gibi yüzüne ellerini sürüp yola devam etti. Yarım saat yürüdü sonderece üşümüştü , eve gelince koştu , hemen kapıyı tekmeledi ,annesi açtı ,kapıyı açarken içeriiden bir sıcaklık hissetti '' gelsene yavrum donmuşun,'' annesinin sıcak elleri onu sarmalamıştı ne olduğunu anlamadı kendini yerde buldu. Gözlerini açtığında annesinin endişeli gözleriyle karşılaştı, gülümsedi ısınmıştı,artık üşümüyordu. Babasıda yanındaydı elinde birşey vardı ,'' bak bunu görüyormusun ,bunuda sana aldım'' ceket vardı elinde hemde arkadaşlarının kinden ve beslenme çantası . Hemen kalktı sevinçten babasına sarıldı , ağlıyordu, üşümeyecekti artık. Babasını işe almıştı iyilik sever bir amca ve zekatını vermişti. Birde eve kömür yollamışlardı. Hemen ellerini açtı '' TEŞŞEKKÜR EDERİM''.......Minik kalbi okadar sevinçle dolmuştuki ...



AKŞAM SEFASI

Akşam sefasının kokusu o kadar güzel ki . Her akşam bu güzel kokulu ağacın yanında oturmak ve o güzel kokuyu teneffüs etmek , bana verilen güzelliklerden biri. Sonra gecenin yıldızları çıkmaya başlıyor , ve dolun ay' da misafir oluyor, geceye. Aklımıza hiç gelmeyen kelimeler beynime bu güzelliklerin sahibini düşündürmeye başlıyor. Parlak yıldızların her biri sanki her birimiz kimi parlak kimi sönük... Havada soğumaya başladı , artık sonbaharın etkisiyle gece yavaş yavaş değişmeye başlıyor. O güzel kokuyu içime çekip , çiççeğe yaklaşıp onla sohbet ediyorum ( tek taraflı ) ondan ayrılırken sahibine şükrettim.   


(BABAMA)

HATIRLARMISINBU DÜNYANIN HER CANLI İÇİN SON OLDUĞUNU,ŞU GÖZLER GÖRMEDİ Mİ?

BÜTÜN CANLILARIN SON NEFESİNİ VERİŞİNİ,ŞU KULAKLAR DUYMADI MI?

BİZİ BAĞLAYAN SEVGİLERİN, HER ZERRESİ,KALPLERDE ERİYİP SOLDUĞUNU, HİSSETMEDİN Mİ?

SON HATIRASIN SEN, BİR BABANIN , HIÇKIRMAK FAYDA ETMEZ, SON ANIN..

KÜÇÜK BİR ÇOCUĞUN HIÇKIRIKLARINI , HATIRLARMISIN,DUMANLI GÖZLERİNDE Kİ ISTIRABI, 

ANIMSARMISIN ,  GECELER BOYU AĞLADIĞINI ,

 O'NA BAKAMADIĞINI SON ANIN YAKLAŞTIĞINI, HATIRLARMISIN... 

GÜNLER Mİ , KISALDI , GECELERMİ ?

SARMIŞ ZEHİR HER TARFINI , KIVRANIP DURUR NİYE?!!!

AYRILIK VAKTİ GELDİĞİNDE,İLK DEFA SARMIŞTI SENİ O KARANLIK ÖZLEM...

ŞEVKATİYLE SARMAK İSTEYİŞİNİ , SON KEZ ANLADIĞINDA GİDECEGİNİ , O AN, 

 KARARAN GÖZLER SÖNERKEN O SON GÜLÜMSEMEYİ...EVLADINA, HATIRLARMISIN....

SON HATIRAN



MEFTUNUM YAR
AŞKIM, AŞKIM SANA SESLENİYORUM, NERDESİN
GÖNLÜM ,SENSİZ, YANGINLARDA ,YANIYORUMAŞKIM, AŞKIM NEREDESİN, ÜŞÜYORUM BU RÜYADA
DERTLER HEP COŞMUŞ, ÜSTÜME GELİYOR
SENSİZLİK BAĞRIMI YAKMIŞ, YANIYORUM KORLARDA.
HASRETİM SANA HASRETİM ANLASANA
CANIM YANIYOR ,SENSİZLİK ÖYLESİNE ZORKİ,
SENSİZLİK İÇİNDE KAYBOLDUM,KAYBOLDUM
GÖZLERİMİ YUMUNCA SENLE KONUŞUYORUM
DERTLERİM DEPREŞİYOR,SANA AÇILIYORUM
BANA ÖYLESİNE YAKINSINKİ,ANLATAMIYORUM
HANİ KANATLI KUŞLARIN VARYA UÇARLAR,SESSİZCE KAYBOLURLAR, UFKA DOĞRU
DOLUP TAŞAN NEHİRDEN YAŞLAR YAA
ÖZLEDİM, ÖZLEDİM ,MEFTUNUN OLDUM YAR
BU UZUN YOLCUKLUK BİTMEZ YAR...
YAR, GÖNLÜMÜN SAHİBİ,SENİ ÖZLEDİM
SENİ ÇOK SEVİYORUM AMA ÇOK .......

GÖÇMEN KUŞLAR

Yolun başında durmuş gelip geçene bakıyordu. Ağarmış sakallarını sıvazlayıp duruyordu . Başında ki kalpagını düzeltip yeniden karşıdaki denize bakmaya devam ediyordu. Torunu yanda çakıl taşlarıyla oynarken yanına eski arkadaşı Mehmet geldi. Selamlaştılar oda yanına oturdu, eskiden olan hikayeleri tekrar yad etmeye başladılar. Küçük torunu onlara baktı derinden sohbete daldılar , onu unutmuş gibiydiler, yavaşça denizi daha iyi seyredebilmek için uçuruma doğru yaklaştı büyük kayalardan aşagı ayakları sarkıttı, yere oturdu,elindeki çakıl taşlarını atmaya başladı.Gözlerini denizden alamıyor ve gökyüzündeki kuşları seyretmeye başladı 'v' şeklini almışlardı güneye doğru uçuyordular.'Dedesi göçmen kuşların güneye sıcak memleketlere gittiini söylemişti'. Çocuk düşme tehlikesini farketmediği için dedesinin yaşadığı korkuyu yüzünde göremedi,belinden geriye çekildiğini hissetti.'Yavrum sen ne yapıyorsun ! düşersin burdan, derken sesi titriyordu , yaşlı adamın. Torununa sımsıkı sarıldı,gözlerinde şevkatle sarıldı. Onu bankın yanına götürdü, 'sende uçup gidecektin göçmen kuşlar gibi..' derken onu oturttu ve yanına oturdu. Derin bir soluk aldı, 'Sakın birdaha oturma ve fazla yaklaşma tamammı, söz ver bakim bana ' dedi ve gözlerinin içine baktı.Dedesinin gözlerini çok seviyordu ona şevkatle bakıyorlardı. Onu üzmemek için hemencek' Tamam dedecim söz! dedi. Dedesi durdu ve her zaman yaptığı gibi anlatmaya başladı . Mehmet amcada onlarla oturmuş Hüseyin dedeyi dinlemeyi başladı. 'Birzamanlar bizim memlekette senin gibi küçük bir kız vardı,bu küçük kızın babasını arkadaşı ,öfke sonucu yaraladı ve kısa zamanda öldü. Küçük kızın babası ölünce kardeşiyle iyice yetim kaldılar . Anneleri tekrar evlendi ama babasız olmuyor işte. Dedesi onu koruyup kolluyormuş ama o yavrucakta baba özlemi çokmuş. Çünkü babasızlığı hep karşısına çıkıyormuş. İtilip kakılıyormuş, fakirlik bir yandan zor bir yaşamları varmış. Küçük kız çok sıkıldığı zamanlarda böyle yüksekçe yerlere gider kenarına oturup ağlarmış. Sanki orda tüm sıkıntıları gidermiş. Böylece seneler geçip giderken kızımız büyüdü, ama o hep kayalığa gelip oturur gökyüzüne bakarmış sanki bir haber alacakmış gibi.. Bir gün gökyüzünde göçmen kuşlar belirmiş yine güneye göç ediyorlarmış kızımız ne görmüşse koşarak köye gelmiş, bizlere burdan hepimiz gidecegiz güneye diye söylemeye başladı. Hepimiz güldük tabi. Çok geçmedi muhtar bize devlet aracılığı ile (K) a göçmen olarak gitmek isteyenlerin yazılması gerektiğini söyledi. Bizde o fakirlikten kurtuluruz diye göçmen olarak yazıldık . Çok azımız kaldı geride. Bizde göçmen kuşlar gibi güneye göç ettik. Yıllardırda burdayız yavrucum. O kızcaz da geldi kocaman bir ailesi oldu ve yavruları göçmen kuşlar gibi dağıldı yaz oldumu ona geri geliyorlar. şimdilerde o fakir kız çok zengin kendine yeten biri. Dedi ve durdu yine gözlerinde yaşlar belirmiş ti . 'Dede cim neden agladın ' torunu da hislenmişti ağlamasına dayanamdı. Parmak ucuyla göz yaşlarını silmeye çalıştı dedesinin.'O ölen benim güzel oğlumdu, hafızımdı, o kız da torunumdu.' ' Çok özledim memleketi ve ' dedi gerisi gelmedi. 'Biz zaten bu dünyaya misafir gelmedikmi , az kaldı zaten kavuşuruz gidenlerin ardından. Yerlerinden kalktılar ve köylerine doğru giderlerken denizin üstünden göçmen kuşlar güneye doğru ilerliyorlardı.HATIRAMI ALDA GİTYaşama umutla saklanan bi sır gibi,Kapattıık kapıları manasızca yarına,Gönlümüzün gözünü çıkartık manasızca,Sevinçleride gömdük geriye umutlarıdaYALNIZLARHep yanlızlar kervanındaHayaller peşinde koşanlarKalabalık içinde kaybolanYanlızlar var ya..YUSUF PETER BLADENNasıralı İsa’yı beklerken, Tokatlı Dursun geldi! Bir Türk’le tanıştı, hayatı değişti. Müslüman oldu. Avustralya’dan göçüp Türkiye’ye yerleşti. Kazıklandı. Tehdit edildi. Parası gasp edildi. Ülkeden kovuldu. Sonunda kanser oldu. Hâlâ İslâm’ı ve Türkler’i çok seviyor. Altı aylık ömrü kaldı. Menemen yiyebilmek ve Tokat’ta ölmek istiyor Adı Peter Bladen. İkinci Dünya Savaşı gazisi, şair, yazar. Hayatı boyunca domuz eti yememiş, alkol ve sigarayı ağzına almamış. Hiç evlenmemiş. Hiç ölmeyecekmiş gibi çalışan ama yarın Hz. İsa gelecekmiş gibi ahirete hazırlanan dini bütün bir Avustralyalı Hıristiyan. Barselona’da 12 Temmuz 1976’da saat 05:00’te bir Türk’le tanıştı ve hayatı değişti. Uşaklı Lütfi Öge isimli bu Türk’ten İslamiyet’i öğrendi. 1983 yılında Melbourne’daki Türk konsolosluğuna giderek Müslüman oldu. Burada Yusuf adını aldı. “O benim oğlum, çocukları da torunum” dediği Öge ailesinin Avustralya’ya gitmesi için yardımcı oldu. Öge ailesi, Avustralya’ya yerleşerek yaşamaya başlar. İlk Türk kazığı! Mr. Bladen ise, Türkiye’ye gelir. Sokaktaki insanımıza âşık olur ve burada yaşamaya karar verir. İstanbul Maltepe’de çok sevdiği bir sokakta ev sahibi olmak ister. Önceden tanıştığı dini bütün bir aileden yardımcı olmalarını rica eder. Ordulu temiz bir ailenin biri öğretmen diğeri Taksim Meydanı’ndaki ünlü bir otelde şef olan oğulları Mr. Bladen’in yardımına koşar (!). Bladen, üç katlı bir ev beğenilir ve o zamanın parasıyla 8 milyon lirayı (bugünün 22 bin doları) teslim eder. Ancak sıra tapuyu almaya geldiğinde işin rengi ortaya çıkar. Tapuda Mr. Bladen’in adı yoktur. Dolandırıldığını anlayan Bladen itiraz eder. Bunun üzerine iyiliksever (!) insanlar bir notere giderek, Mr. Bladen’e aldıkları parayı 10 yılda geri ödeyeceklerini gösteren bir belge imzalarlar. Hem de Türk Lirası olarak... Üstelik bu belgeye sekiz yerine dört milyon yazdırırlar. Garip Avusturyalı’ya evde yaşayabileceği söylenir ama terk edip gitmesi için de tacizler başlar. Bunun için emniyetteki tanıdıklarını da kullanırlar. Müslüman Yusuf, tam bir hapis hayatı yaşamaya başlar. Kimselerle görüşmesine izin verilmez. Bu sırada Kardeşler isimli hayat hikayesini anlattığı kitabın yarısına geldiğinde ağır hastalanır. Üzüntüsünden kahrolan Yusuf, 12 Mayıs 1987 gecesi öleceğini zanneder. Aynı gece kahverengi bir el kendisine bir meyve ikram eder ve bir ses bu meyveyi yemesini ister. Yusuf, meyveyi yer ve o esrarengiz gecenin sabahında sağlıklı bir şekilde uyanır. Ancak Yusuf’un o evdeki çileli hayatı değişmez. Beş vakit namaz kılan iyiliksever (!) oğulların annesi Yusuf’a yapılanlara çok üzülür. Bir gözü kör olur, bir eli de felç. Zavallı kadın “Bu ev şeytan dolu” diyerek evi terk eder. Hızır Aleyhisselam’ın kendisine sürekli yardımcı olduğuna inanan Yusuf, yine sıkıntılı bir gece ilginç bir rüya görür. Koca İstanbul’da beş parasız kalan Yusuf rüyasında ertesi gün iyi bir insanla karşılaşacağını görür. Başına gelecek iyi veya kötü olayları önceden hep rüyasında görebilen Yusuf bu rüyaya inanır. Ertesi gün gerçekten kader Yusuf’la o iyi insanın yollarını Maltepe’de bir camide kesiştirir. Yusuf, tek kelime İngilizce bilmeyen gemi işçisi olan Tokatlı Dursun ile hemen dost olur. Dursun Oğlakçı isimli genç, Yusuf’un başına gelenleri öğrenince kitaplarını da alarak onu doğru Tokat’ın Üçgöl köyüne götürür. Bu katıksız aile Mr. Bladen’e kapılarını sonuna kadar açar. Dursun ve ailesi, ona çok iyi bakar. Aileden biri olarak kabul eder. Bu temiz insanların davranışından çok etkilenen Bladen, ölene kadar burada yaşamaya karar verir. Bladen artık köyün Yusuf Dede’sidir. Tokatlı Peter! Yusuf Dede, gerçek İslam’ı 10 yıl yaşadığı bu küçük köyde hiç dilini bilmediği insanlardan öğrenmiş. Saf Anadolu insanını burada tanımış. Fakat ev olayında Yusuf Dede’yi kazıklayan insanlar onu burada da bulmuşlar. Bu sefer de Yusuf Dede’nin tarihi eser kaçakçısı olduğunu, yanındaki eski paraları da Tokat Müzesi’nden çaldığını iddia etmişler. Sözkonusu kişilerin emniyetteki tanıdıkları sayesinde Yusuf Dede gözaltına alınır. Tokat’a girişi yasaklanır. Sürgün hayatı yaşayan Yusuf Dede, Amasya’ya gider. Tokatlı Dursun onu yine yalnız bırakmaz ve birlikte giderler. İki yıl süren gözetim süresinden sonra eski paraların hiçbir değerinin olmadığı anlaşılır ve Yusuf Dede beraat eder. Ancak yine de tacizler devam eder. Emniyetteki malum kişiler yurtdışına çık baskısı yaparlar. Yusuf Dede çaresiz ülkeyi terk eder. Yusuf Dede, tüm bu olanlara rağmen hâlâ iyi şeyler düşünebiliyor. “Herkesten nefret ederek Allah’a yaklaşamazsınız” diyen Yusuf Dede, Türkiye’ye İslamî bir hayat yaşamak için geldiğini, yaşadıklarının da bir imtihan olduğunu söylüyor. “Nereye gidersen git Türkiye’de sana rahat yok!” diye tehdit eden Maltepe’deki insanlar için de kötü düşünmüyor. Aksine onlar için üzülüyor. Evini ve parasını kaybeden Yusuf Dede, Şeyh Nazım Kıbrizi’ye ulaşır ve durumunu anlatır. Kıbrizi’nin cemaati sayesinde Yusuf Dede, Londra’da ve Kıbrıs’ta yaşar. Aynı cemaatin Michigan’daki dergahında çalışır. Sonra Nakşibendilerle tanışır. İslâmî bilgilerinin çoğunu bu cemaatte öğrenir. Fethullah Gülen âşığı olan Yusuf Dede, onunla yıllar önce New York’ta, cami çıkışında karşılaşmış. Yusuf Dede’yi hem kitaplarından dolayı hem de kimliğinden dolayı dünyanın dörtbir yanındaki Türk cemaatler tanıyor. Her kıtadan dostları var. Yenilikçiler’in lideri Recep Tayyip Erdoğan’ı bile tanıyor. New York’ta karşılaşmışlar. Yusuf Dede, yurt içi ve yurt dışındaki cemaatlerin yanı sıra Türkiye’yi de çok iyi tanıyor. Gezmediği yer kalmamış. Türkiye ve tarihi hakkında bir kitabı var. Mimar Sinan isimli bir piyesi var. Eserin bir kopyası Mimar Sinan Üniversitesi’nde, diğeri ise Avustralya Milli Kütüphanesi’nde. Nasrettin Hoca ile ilgili de bir müzikal komedi yazmış. Rize’den çok dostu var. Çanakkale’de 18 ay yaşamış. En büyük ideali, Çanakkale Savaşı’nda şehit olan Türk ve Anzak askerlerin anısına Türk—Anzak ibadethanesi yaptırmak. Ancak buna ömrü yetmeyecek. Çünkü Yusuf Dede, pankreas kanseri. Avustralya Gazi Hastanesi’nde tedavi gören Yusuf Dede’ye doktorlar 6 ay ile bir yıl arasında ömür biçmişler. 79 yaşındaki Yusuf Dede’nin hikayesi elbette bu kadar değil ama uçağı kalkana kadar ancak bunları konuşabildik. Türkiye’yi o kadar seviyor ki, İstanbul’da yanında kaldığı aile hastalığın tüm görünen belirtilerinin kaybolduğunu söylüyor. Yusuf Dede’yi, tedavi görmek üzere Avustralya’ya uğurladık. Ama o kısmet olursa yeniden dönmek istiyor. Çünkü onun son isteği Üçgöl Köyü’nde menemen yiyebilmek ve burada ölmek... Yusuf dedemin bu hikayesini aksiyon dergisinden alıntı yaptım. Kendisi de bizim dedemizdi, garip geldi garip gitmişti..O nun herzaman o güzel gülen gözleriyle tebessümü aklımda kalacak....Yüreginin güzelliği hep yüzüne yansırdı. İmanın hakikatine ermiş ve yaşamış ve yaşadıklarını yazmış duygusal birde yazardı, şairdi...keşke dilini iyi bilipte yazdıklarında tercüme edebilseydik...Allah rahmet eylesin Yusuf dede....Sedef Çiçeği27/08/2007 Mahkeme salonunda, seksenlerindeki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı. Adam inatçı bakışlarla suskun, Ninenin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözleri ve keskin çizgileriyle bıkkın bakışları süzüyordu etrafını... Ve Hakimin tokmak sesiyle sustu uğultu ve tok sesiyle, sözü yaşlı kadına verdi, hakim... - 'Anlat teyze neden boşanmak istiyorsun...?' Yaşlı kadın derin bir nefes çektikten sonra baş örtüsüyle ağzını aralayıp, kısılmış sesiyle konuşmaya başladı... - 'Bu herif yetti gayri, 50 yıldır bezdirdi hayattan...' Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu mahkeme salonunda... Sessizlik bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu, kim bilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmış 50 yılın ardından... Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı, kadın neler diyecekti. Herkes onu dinliyordu.. Yaşlı kadının gözleri doldu... Ve devam etti... - 'Bizim bir sedef çiçeği vardı, çok sevdiğim... O bilmez... 50 yıl önceydi... O çiçeği bana verdiği çiçeklerin arasından kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım, öyle büyüttüm.. Yavrumuz olmadı, onları yavrum bildim... Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman adak adadım... Her gece güneş açmadan önce bir tas suyla sulayacağım onu diye... İyi gelirmiş dedilerdi... 50 yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp bir kere de bu çiçeği ben sulayayım demedi... Ta ki geçen geceye kadar... O gece takatim kesilmiş.. Uyuyakalmışım... Ben böyle bir adamla 50 yıl geçirdim... Hayatımı, umudumu her şeyimi verdim... Ondan hiç bir şey göremedim.. Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden birisini yapmasını bekledim.... Onsuz daha iyiyim, yemin ederim.' Hakim, yaşlı adama dönerek; - 'Diyeceğin bir şey var mı baba' dedi. Yaşlı adam bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle hakime yöneldi. - 'Askerliğimi, reisicumhur köşkünde bahçıvan olarak yaptım, o bahçenin görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim... Fadime'mi de orada tanıdım... Sedefleri de... Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim... O çiçeklerle doludur bahçesi... Kokusuna taptığım perişan eder yüreğimi... İlk evlendiğimiz günlerin birinde boyun ağrısından onu hekime götürdüm... Hekim çok uzun süre uyanmadan yatarsa boynundaki kireç sertleşir, kötüleşir dedi.. Her gece uykusunu bölüp, uyansın, gezinsin dedi... Hekimi pek dinlemedi, bizim hatun... Lafım geçmedi... O günlerde tesadüf bu çiçek kurudu... Ben ona gece sularsan geçer dedim.. Adak dilettim... Her gece onu uyandırdım. Ve onu seyrettim... O sevdiğim kadının yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim... Her gece o çiçek ben oldum... Sanki... Ona bu yüzden tapabilirdim...' dedi adam o yaştaki bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle... - 'Her gece O yattıktan sonra uyandım... Saksıdaki suyu boşalttım... Sedef gece sulanmayı sevmez, hakim bey.. Geçen gece de... Yaşlılık.. Ben de uyanamadım.. Uyandıramadım... Çiçek susuz kalırdı amma, kadınımın boynu yine azabilirdi... Suçlandım.. Sesimi çıkartamadım...' O an Mahkeme salonunda her şey sustu... Ertesi sabah gazeteler 'Sedef susuz kaldı' diye yine yalnızca neticeyi haber yaptılar. KIRIK AMBARDAN ALINTI >


TURNAM BENİDE AL YANINA

ÖTELERDE BIRAKTIĞIM YERLERE,,,,,

BULUTLARLA YOLDAŞ OL DA GİTTİĞİN YERLERE

YAĞMUR OL,HAYAL OL,UMUD OL,,

KADER GÖTÜRDÜĞÜ YER UZAK KIŞ DİYARI,

SEN GEL EMİ TURNAM BAŞIMI ALIP BURALARA 

YERLEŞEM,MESKEN EDİNEMM,BİR LAHZA ,

 BEYAZ TAŞA GURBETTE ÖLDÜ DİYENE KADAR , 

SELAM ET TURNAM GEÇTİĞİN O YERE ,

KANADININ , ALTINDAKİHATIRALARAAAAAAA ,

TURNAM YANLIZ GİTME ,YANLIZLIK KÖTÜ

AVCILAR VURMASIN SENİ GİTTİĞİN DİYARLARDA 

SELAM ET TURNAM SELAM ET BENDEN GİDENLERE

TOPRAGA KARIŞANLARA , KARIŞMAYANLARA SELAM ET



  .Aslında gönül veciz bir söz , mantığa bakarsan,,bir organ , asıl işi yapan beynimiz ama biz kalbmizi sevgiye yer gösterdik çünkü o olmadan yaşam olmuyor en önemli organımız olarak onu görüyoruz, halbuki beynimize bir şey olsa o manevi hissi duymayacak belkide algılamayacağız .Benim düşüncem , hislerimizi en değerli yerimizde olmasını ruhumuza en saklı yer olarak gösteriyoruz , hayatı atan kalp bitmesiyle de bitiyor diyoruz ve düşünüyoruz..Halbuki Rabbimiz 'hiçbiryere sıgmadım da kulumun kalbine sıgdım diyor,kalbin önemi ortaya çıkıyor...

komşu

Yaz Geldi
Şimdi baktığımda balkondan 15 aile birden yazlıklarına geldi , havuz keyfi yapmak için hazırlık yapılıyor,o sessizlik gitti çocuk ve ebeveyin sesleri ile doldu , kışın tertemiz havası sıcak güneşi ve hareketi getirdi , balkondan rahat seyredemiyorum , yazık , seyir etsem başka türlü anlşılacak en iyisi Akşam sefalaımla konuşup dertleşmek , onlarda yemyeşil oldular ,  dört gözle çiçek açmalarını bekliyorum ki gece o güzel kokuyu alabileyim....

o bakış

CIMG5670

Hep bana böyle bakabilsen güzel yavrum . Kocaman sevgi içindesin . Şimdi büyüdün ve bana daha iyi bakıyorsun ve sevgin yine aynı . Gülücüklerinde .
CIMG5670
par aksefasi

Yanlız

      Hayvanlar dan ilginç gelen bir tür var ki beni hep cezbetmiştir. Dün sahilden eve dönerken yerde  siyah renkte bir şeyin kıpırdadığını gördüm , yanımda küçük oğlum olduğu için temkinle ona yaklaştım ki , birde ne göreyim yavru bir karga, yanımızda bir sitenin duvarı var, onun üstünde dut ağacı ve dut ağacında bir karga bağırıyor hemen yanımda yazlık bir ev onun bacasında başka bir karga , var güçleriyle bağırıyor gakkkkkkkkk gakkkk diye, ağaca bakındım yuvayı görürüm umuduyla göremedim , yavruyu yavaşça yaklaşıp yakaladım , çırpındı bağırdı az , bu sesi duyan iki karga sanki saldırıya uğramış gibi başımın üstünde dönmeye bağırmaya başladılar , ben yavruyla ilgilenirken birden şaşkınlıkla havada beş on tane karga ortaya çıktı sonra sayı artmaya başladı , tedirgin oldum ,yanımda benim küçük oğlum , karga anne babayı anlamak zor olmadı , o tehlikede olsa bende feryat figan eder yardım çağırırdım , yavru karga sakinleşmiş gayet rahattı  kucağımda  , kargaların daha fazla telaşa ve bağırmaya başladı , onların ne kadar kalabalık olduğunu biliyorum , sahilde ve ormanda yuvaları var ve sayısı çok fazla , onları toplamaları an meselesi , acaba bana saldırırlar mı diye aklımdan geçmedi değil , merakım oğlumun heyecanla bağırmasıyla sona erdi , kuşşş kuşşşşşş diye bağırıyordu , üç yaşında kargayı görmenin sevinciyle ellerini çırpıyor ama havada bağıran kargalardan  da korkmuştu , yavruyu kargaların göreceği şekilde serbest bıraktım ,  bende oğlumu aldım eve doğru giderken havadaki kargalar birden sakinleşmiş , etraftan kaybolmaya başladı   ,anne karga ve baba karga ise yavruyu evlerin ve ceryan direklerinden gözetlemeye devam ediyordu , her yer sakinleşmişti , yardıma gelen kargalar ortadan kaybolmuştu..))) evlat her canlıda aynı duyguyla korunuyor ve seviliyor , hayvanların sosyallikleri biz insanlardan daha canlı ve artmış, sokakta insanları vuruyooooooorlar ve kimse dönüp bakmıyor , kaza oluyor ve etrafta sadece merak ,  savaşlar ve doymak bilmeyen insanlar , hayvanlar kadar olamadık , bizde akıl var diyoruz böbürleniyoruz , insanız diye de gerine gerine yürüyoruz dünyada, dünya  da kan ağlatan bir insan ...:(

16 Nisan 2018 Pazartesi

Size iyi gelecek sağlık çözümleri


Bu tarifi hazırlamak için kullanacağımız malzemeler vizyonunuzu geliştirecek ve gözlerinizdeki cildi gençleştirecektir. Saçlarınız için mükemmeldir, parlak hale getirir ve saç durumlarında yardımcı olur…siteyi çeviri yapın
Bu tarifi hazırlamak için kullanacağımız malzemeler vizyonunuzu geliştirecek ve gözlerinizdeki cildi gençleştirecektir.  Saçlarınız için mükemmeldir, saç dökülmesini kolaylaştırır ve saç dökülmesine yardımcı olur.  Doğal ilaç |  Görme geliştirmek için nasıl #naturalremedy #howtoimprovevisionnaturally #howtoimproveeyesight


Bu Belirtileri Mutlaka Önemseyin…



#sağlık #sağlıkhaberleri #örgü #örgümodelleri #moda #güzelsözler #diyet #yelek


This Pin was discovered by Sağ


Fotoğraf

Embedded


D vitamini eksikliginin belirtileri.

12 Ocak 2018 Cuma

Memleket sılada hoştur

            İnsan eline çantasını alıp bir şekilde gurbete çıkmış ve o gurbetten bir türlü dönemezse , memleketin her zerresi onun için çok önemli olur . Her ne kadar yaşadığı yerde bir ecnebide olsa yıllar onu oraya bağlar . Çünkü komşuları ve çevresi vardır artık  .Yediği ekmeği buradan kazanıyor bir türlü memlekete dönemiyordur . Ama duyduğu her şarkı her haber onun duygulandır ma dan edemez . Hele de bir vatan perver olursunuz , çünkü dışarıdan her şey net gözünüze görünür . Anlarsınız memleketinizin ülkenizin değerini .
  Helee bir Türk bayrağını gördüğünüzde sol yanınız nasıl iki misli çarpar ... Benim esas konum ise üzüldüğüm nokta aydın zannettiğimiz ve sahildeeeee yaşayan kesim . Bu kesim etliye sütlüye karışmaz internette klavye kahramanı bir sosyal paylaşımcı insanlar hükümeti sevmezler . Neden sevmezler çünkü sahilden gelen biri yok hükümetin başında . Halbuki başlarına ne gelse hükümetten blirler . Bu insanlar dindar hükümet istemiyorlar .Tüm dertleri bu . Onlar sahilin yukarısında köylü ve inançları için yaşayan kesimi yobaz ve gerici görürler . Onların evini işinde çalışan çalışanların onların başında olmasını istemiyorlar . Vatan server diyorlar kendilerine Atatürk'ü öne atıyorlar , Atatürk'ü gerçekten sevselerdi , Türkiye seviyesi bu kadar geride kalmazdı .Atatürk'ü neden seviyorlar , nedeni basit Avrupalı bir insan gibi olduğu için , onlar Osmanlıyı'da sevmez geçmiş tarihten'de utanırlar .Osmanlıyı yerin dibine geçirirler , padişahları kötülemek için ellerinden geleni yapıyorlar .
Anlamadıkları ise artık geçmişte yaşamadığımız ve kimsenin geriye dönmeye niyetinin olmadığı .Din insanın kendi vijdanının tekelinde olduğu ve kimseyi değiştirmeye kimsenin vaktinin olmadığı . Zaten yabancı güçler bir şekilde bu iki kesimi kırdırmaya kararlı . Halbuki insanlar ne düşünürse düşünsünler biz ayrılmayız ayrılamayız  . Bir elde beş parmak nasıl farklı ise bizde öyleyiz  .
    Benim komşularım hepsinin görüşü farklı ama iş menfaate gelince esas neden ortaya çıkıyor .
Hükümetin yerinde olsaam bu sahil kesimini kendime çekmenin çok kolay yolu var . Bu kesim zaten devletin memuru ve iyi maaş alan kesimi , iyi yaşayan evi olan arabası olan vee yurt dışında gezmelere gidecek kadar yazlıkları olan insanlar . Bu kesim belediye de ve devletin kurumlarında bir şekilde çalışan kesim . Onları mutlu etmesi yeter . Gördüğüm kadarı ile hükümet ne kadar şirin gözükse onlar o kadar nefret ediyorlar . Çünkü onlar batılı gibi yaşamak istiyorlar . Yıllarca bize batılı filimleri seyrettirip  batılı zihniyeti yerleştirdiler . Türkü örfü töreyi dini yobaz ve cahil olarak lanse ettiler .
         Yıllarca bir uçurum açtılar , devlete kapağı atan maaş alıp rahata erdiler . Şimdi köylüde onlar gibi yaşamak istiyor , zahmetsiz elleri nasırsız , saati belli olan iş için çocuklarını okutuyorlar . Mesele çocukları okuturken o çocuklarında kendi köylülüğünden utanır olması . Tarım bitiriyor bu okuma aşkı , devlet sadece hibe kredi vermekle bu işi çözemez  . Devlet tarıma kendi destek vererek önce kendi açıp işletip sonra özele köylüyü eğiterek onlara vermeli işletmeleri . Yurt dışına bağımlı olduk , yakında bir savaş çıksa aç kalacağız . Türkiye'nin verimli toprakları boşa heba ediliyor ve boşta .Uçaklarla zehirleniyor toprağımız , bunun tanığıyım , şöyle ki devlet uçakların gittiği rotaların toprak kesimini analiz etmesi  gerek zira benim bahçemin fidan ve çiçekleri kışın daha belirgin ziftle kaplanıyor ve verimsiz oluyor .
 Hükümetin yerinde olsam köylüyü de köylerde memur ederdim . Nasıl mı her köye kurum açardım , muhtarların başında olduğu aynı belediye gibi çalışanları olan kurumlar . Ne yetiştiriliyorsa o konu üzerinde ziraat mühendisleri ile ilgili biyoloğlar ve kimyagerler her ne lazımsa o köylere yerleştirirdim.
Okullar ilkokuldan itibaren çocuklara doğayı ve toprağı tanıtırım tarım yapmayı öğreten dersler koyardım .Sadece sınıfta yetişen çocuk toprağa ellememiş bir nesil le tarım olmaz .
2018 girdik , millet girmeden önce tüm mallara hizmetlere zam yaptı ,işçilerde zam aldılardı ya bolca harcayacaklar . Bir kömür torbası 17.5 liradan 25 lira olursa neylen ısınıcak bu halk , birileri sanki parasız aylıksız insanlara yaşamayın diyor . Halk kendi kendine zam yapıyor . Dolayısı ile de devlette aşırı vergi alıyor . Şimdi bir işçi maşının dörtte birini ssk diye alıyor , emekli olana kadar zaten sıkıntı sitresten parasızlıktan borçtan emekli olmadan ölüp gidiyor garibim .
Hastahaneye gitse ne olacak oradan da tansiyon , şeker, kolestor , kalp ,asabiye ilaçlarına bağlayarak adamıları mezara erkenden yollayıp yine sahilde ki kesimin maaşını ödüyorlar .
 Cahil deyip aşağıladıkları insanlarn tırnağının pisliği ile karınları doyuyor buna şükretmiyorlar anca yaygara koparıp ,kibiiiir yapıp kendilerini lordlar kamarısının leydileri ve lordları zannediyorlar .
Efendim gurbet zor , kimsesiz olmak ta , keşke devletimiz ,gerçekten işsize iş bulsa da geçim derdiyle uğraşmasaydı bu i,nsanlar . İşçi insanların en büyük zorluğu özel sökter de çalışana günü birlik maaş vermesi ve çalışan insanların her gün iş bulamayıp iş verenin insafına kalması .Gurbet mi zor yoksa yaşamak mı , Yoksa insanımız.

19 Ekim 2017 Perşembe

Samsun Samsundan küçük renkler

 Samsun'u bu aylarda göreceksiniz , hani pastırma yazı diyoruz ya öyle şimdi . Yazlıklar boşaldı , okullar açıldı ve şehir yine kalabalık şekle girdi. Öğrenciler sabah sabah servisleri dolduruyor ve memur ve işçi kesimi de işlerinde . Geriye emekli ve anneler kaldı ki onlarda akşama gelecekle için hazırlık peşinde.

Şimdi yazlıklar o kadar güzel ki , hani tam yaşanacak ve kafa dinlenecek vakit .

İnşaatlar tam gaz devam ediyor , aslında yurt dışı için çok ucuz burada ki yazlıklar araziler , daireler kısacası emlak  . En iyisi arsa alıp ev yada yazlık yapmak daha ucuz olur.




















yazlık kısımlardan bazı görüntüleri buradan görebilirsiniz. Yollar yapılmış ama hala alt yapı çalışmaları devam ediyor .

Gelen Misafirler